Duzgun TOSUN
Dağ Ceylanları Beyazlar İçinde Geldi
   Düzgün TOSUN
Ferhat TUNC Devlet, Degişim ve Kürtler

   Ferhat TUNC
Haydar ISIK
YARALIYIM

   Haydar ISIK
Ibrahim Güney  ENQERE Û COLOMBO
   Dizgûn DENİZ
Cemil Bayik KOMÜNAL-DEMOKRATİK DEĞERLERİN TAŞIYICISI
   Bese Şimal
ROJ TV CANLI


.:Foto Album:.

Munzurum Fotograf Albumu


Giriş

Kullanıcı Adı:

Şifre:


Ana Menü

  Ana Sayfa
  Üye Kayidi
  Üye Hesabi
  Ziyaretci Defteri
  Müzik Dinle
  Video Izle
  Siirler
  Türkü Sözleri
  Fikralar
  Foto Galari
  Etkinlikler
  Haberler
  Haber Gönder
  Haber Arsivi
  Forum
  Zindan
  Köse Yazilari
  Okur Yazilari
  Kültür Sanat
  Kadin
  Bizi Önerin
  Iletisim
  Sitede Ara
  Dersim Jenosidisi
  Dersimin Adi
  Dersim Cografyasi
  Dersim Katliami ve Direnis
  Efsaneler
  Seyit Riza

Son Yorumlar

Devamı Haberler Bölümünde


Basın&Yayın
Basın - Yayın



.:Arama:.


  Aciklama: KİM NEREDEYDİ? NE YAPTI, NE DEDİ? - 3  
  Gönderen Toprak Tarih: ( okunma)
19 Aralık'ın elbette bir de karşı cephesi var. Sol cephede nasıl yaşandı, nasıl karşılandı 19 Aralık? Bu sorunun cevabı da tarih açısından, ülkemiz solu açısından oldukça önemlidir...



19 ARALIK

KİM NEREDEYDİ? NE YAPTI, NE DEDİ?

Yazı Dizisi - Bölüm 3

İlk iki bölümü yine kısaca özetleyelim: Kim neredeydi, rolü neydi? Hükümet (DSP-ANAP-MHP Hükümeti) ve Genelkurmay: 19 Aralık katliamını kararlaştıran ve uygulayanlardı!... Düzenin "sol!" payandası CHP ve Deniz Baykal, 19 Aralık'ın gizli ortağıydı. Burjuva basın yayın; Katliamın başından sonuna değişmeyen suç ortağı durumundaydı. Amerikan ve Avrupa emperyalizmi: 19 Aralık katliamının arkasındaki asıl güç onlardı... Yukarıda sayılanlar, tartışmasız düzen cephesinde olanlardı. 19 Aralık'ın elbette bir de karşı cephesi var. Sol cephede nasıl yaşandı, nasıl karşılandı 19 Aralık? Bu sorunun cevabı da tarih açısından, ülkemiz solu açısından oldukça önemlidir... Buradan devam ediyoruz yazı dizizimizin bu son bölümüne.

İçeride ve dışarıda 19 Aralık saldırısının asıl hedefi olan ve bu saldırıya, dünya ve Türkiye halklarının onur duyacağı tarihsel bir direniş destanıyla cevap veren devrimci hareketi burada ayrı bir bölüm olarak ele almıyoruz. Çünkü onun 19 Aralık karşısında ne yaptığı çok açık. Katliamcıların karşısında günlerce direnenler, bedenlerini tutuşturanlar, şehitler verenler onlardı. Ancak solun katliama fiilen direnenler dışında kalan kesimlerinin yerini, konumunu ele almak da, o dönemi yerli yerine oturtmak açısından zorunludur.


19 Aralık Katliamı Yaşanırken Reformizm Başka Bir Dünyada Yaşıyordu

19 Aralık'ın sol açısından olumsuz anlamda en çarpıcı görünümleri ve sonuçları, esas olarak reformizm cephesinde yaşanmıştır. 19 Aralık, ülkemizde demokratik mücadelenin de bedeller ödemeksizin sürdürülemeyeceğinin açık kanıtlarından biri olurken, reformizmin de, ülke gerçeğinden fiilen ve düşünsel olarak koptuğunu bir kez daha göstermiş oldu.
Reformist legal partiler, reformizmin yönetimindeki demokratik kitle örgütleri, F Tipi hapishanelere karşı hiç mi bir şey yapmadılar, diye sorulabilir daha baştan! Evet yaptılar. F Tipi hapishanelere karşı geliştirilen demokratik muhalefet içinde belli ölçülerde yer aldılar. Ama bir noktaya kadar. O "nokta", 19 Aralık'tı.
Sürecin başında F Tipi hapishanelere karşı olduklarını açıklamışlardı. Bu olumlu bir noktaydı. Fakat, birincisi, bu "karşı" olma durumunun ne kadar sağlam bir siyasal temele oturduğu, ikincisi, karşı çıkma tavrında ne kadar kararlı olabilecekleri sürecin ilerleyen aşamalarında görülebilecekti.
Nitekim ilerleyen aşamalarda bu iki noktada olumlu bir tablo çıkmayacaktı karşımıza.
Bu ülkede çelişkiler ve politikalar öylesine keskin ki, masa başı teorilerin ömrü çok uzun olamıyor. Herşey gelip pratikte düğümleniyor. En küçük haklar için bile büyük bedelleri göze almaksızın mücadele yürümüyor. Reformizmin görmediği, görmek de istemediği buydu. Bu gerçek, 19 Aralık'ın arifesinde reddedilemez bir biçimde karşılarına çıktığında, F Tiplerine karşı olduklarını açıklayarak içine girdikleri mücadeleyi bedellerini göze alarak sürdürmek yerine, mücadele arenasını terkettiler.
F Tiplerine karşı olduklarını açıklayıp birkaç mitinge, gösterile katılırken, muhtemel ki kolay bir kazanım umuyorlardı. Devrimciler, F Tipi hapishaneler saldırısının oligarşi açısından "stratejik" bir saldırı olduğunu, bu saldırıya karşı direnişin büyük bedeller gerektiren bir direniş olacağını anlatıyorlardı ama reformizmin devrimcilere kulak verdiği inandığı yoktu.
19 Aralık'ta katliamla karşı karşıya kaldıklarında reformizmin yaşadığı herşeyden önce büyük bir şaşkınlıktı. Çünkü, ne oligarşinin öyle bir katliam yapabileceğine ihtimal veriyorlardı, ne devrimcilerin öyle büyük bir direniş ortaya koyabileceklerine inanıyorlardı.
Ülkemizin koşullarını yanlış değerlendirdikleri için hapishaneler ve oligarşinin politikaları konusunda da yanılgı içindeydiler. "AB'ye uyum" yolunda bu kadar yasa çıkarılmışken, "iyi kötü bir demokratikleşme" yaşanmışken, artık böyle katliamlar yaşanması mümkün değildi! Böyle düşünüyorlardı.
Öte yandan, devrimcilerin inançları için böylesine büyük bir cüretle, sınırsız ve kitlesel bir fedakarlıkla canlarını ortaya koyabileceklerine de inanmıyorlardı. Buna inanmamaları, esas olarak devrimcilere yönelik bir değerlendirmenin sonucunda değil, kendi inançsızlaşmalarının sonucuydu.
Reformizmin F Tiplerine karşı çıkışı ideolojik olarak da sağlam bir temele oturmuyordu. Oligarşinin "oda" diye pazarladığı hücreleri, "birey özgürlüğü" açısından pek de kötü bir şey olarak görmüyordu reformistlerin çoğu. Avrupa'da da böyle(!) olması, ve AB'nin de F Tiplerini desteklemesi onların kafalarını karıştıran, pratiklerini muğlaklaştıran bir diğer etkendi. (Bir kısmı önce AB'nin böyle bir katliama ve işkenceciliğe onay vermeyeceğini düşünüyordu, AB hem 19 Aralık'a, hem F Tiplerine verdiği onayla, böyle düşünenlere de gerçeği gösterdi daha sonra.)
İşte hem devlete, hem devrimcilere dair bu yanılgıları nedeniyle, 19 Aralık'ın gerek öncesinde, gerekse sonrasında devrimciliği, sosyalistliği bir yana koyarak söylüyoruz; bir demokratın alması gereken tavrı, tutarlılığı gösteremediler.
Mücadele arenasını terkediş, bir hafta öncesinden başladı. 19 Aralık'tan bir hafta, evet sadece bir hafta önce, Kızılay'da F Tiplerine karşı yapılan eyleme saldırdı devlet. Bu, aslında büyük saldırının da ilk adımıydı.
Kızılay meydanı panzerlerle, işkencecilerle işgal edilmişti. Saldırıya, önceden ayarlanmış sivil faşistler de katılmıştı. İnsanlar yerlerde sürükleniyordu.
İşte bu ortamda, tutsak yakınları, meydana yakın "demokratik" kurumların, partilerin kapısını çaldılar.
Fakat o kapılar açılmadı.
Sıkı sıkıya kapatılan kapılar, tutsak yakınlarını, demokrat kitleyi işkencecilerin, faşist güruhun saldırısı altında bıraktı. Solun tarihinde muhtemeldir ki ilk kez yaşanıyordu böyle bir şey ve muhtemeldir ki ilk kez, binlerce insan, bu "ilerici" kurumları hep birlikte "yuh"luyorlardı.
19 Aralık'tan reformizme dair hatırlanması gereken ilk sahne budur. Ki bu durumun bir benzeri farklı biçimde İstanbul'da da yaşandı. İlerici, demokratik parti ve kurumların çoğunun kapısı, açlık grevini sürdürmek için uygun yer arayan tutsak yakınlarına açılmadı. Kimi "Yönetim kurulunda karar almamız lazım" diyerek, kimi "Biz açlık grevine karşıyız" gibi gerekçelerle, asgari demokratlığın yine uzağına düştüler.
19 Aralık'ın yine hemen arifesinde, ÖDP, tüm parti örgütüne gönderdiği talimatlarla, üyelerine "sokağa çıkmayı" yasakladı. Talimat, ÖDP binalarında açlık grevi yapmakta olan tutsak yakınlarının parti binalarından çıkarılmasını da içeriyordu.
Oligarşinin Ecevit'in açıklamalarıyla büyük saldırıyı başlatmanın işaretini verdiği o günlerden reformizme dair hatırlanması gereken ayrıntılardan biri de bu talimattır.


Solun Tarihine Yazılan Utanç Sayfaları

Takvimler 19 Aralık'a yaklaşırken, reformist kesimler, bir yandan devletin demagojileri ve tehditleri, bir yandan kendilerinin "statükonun alt üst olacağı" kaygıları nedeniyle, adım adım geri çekilmeye başlayıp, direnişe yönelik olarak da doğrudan veya dolaylı "bırakın, uzlaşın" baskısını artırdılar.
19-22 Aralık günlerinde ise, en başta işaret ettiğimiz nedenlerle, büyük bir şaşkınlık yaşadılar. Bu şaşkınlık içinde katliam karşısında hemen hiçbir şey yapmadılar. Seyrettiler demek yanlış olmayacaktır. Reformist kesimlerin üyelerinin de içinde olduğu devrimci demokrat kitlenin 19 Aralık'ı izleyen ilk biriki gün içindeki kendiliğinden tepkileri vardı ama bu, ortaya çıkan tabloyu değiştirmiyordu.
19 Aralık'ın hemen ertesinde, ise solun tarihi açısından hiç de onurla, gururla hatırlanmayacak tavırlar sergilendi reformist solda.
19 Aralık'ın ertesinde, artık onlar için F Tiplerine karşı mücadele neredeyse "gündemlerinden çıkmış"tı. Ölüm orucunu destekleyip desteklememelerini tartışmıyoruz burada. Bir demokratın görevi, o eylem biçimini desteklemese bile, en azından ölümüne bir mücadele yürütenlerin demokratik niteliği tartışmasız olan taleplerini desteklemektir. Ama bu destek bir yana, onlar kendi çizgileri, kendi anlayışları çerçevesinde bile F Tiplerine karşı çıkmayı sürdürmediler. 19 Aralık katliamına cüretle karşı çıkamadılar. Çünkü F Tiplerine karşı çıkmanın büyük bedel gerektirdiği günler gelmişti ve reformizm bunu göze alabilecek bir anlayışa sahip değildi.
Katliamın karşısına dikilmeleri gereken o anda, devrimcileri eleştiren, suçlayan açıklamalarla meşguldüler. Operasyonun değil, direnişin eleştirisi vardı gündemlerinde.
Aslında kendilerinin direniş dışındaki, demokratik mücadele dışındaki konumlarını aklamak, meşru ve mazur göstermek için başvuruyorlardı bu yönteme. Amaçlarına ulaştılar mı peki?.. Direnişin ve demokratik mücadelenin dışında kalmalarını aklayabildiler mi? Hiç sanmıyoruz!
19 Aralık öncesi ve sonrasıyla hatırlandığında bunun hiç de kolay olmadığı açıktır zaten.
Reformist kesimler, o gün, desteklememekle, meydanlardan çekilmekle kalsalardı, yine neyseydi. Fakat reformizm, daha büyük bir olumsuzluk ortaya koydu.
19 Aralık'ın hemen ertesinde, daha katledilenlerin cenazeleri kaldırılmamışken, "devrimci demokrasi bitti, artık kendilerine gelemezler, yenildiler" diye açıklamalar, tahliller yapılmaya başlandı. Yapılması gereken katliama karşı direnmek, tabutların altına omzunu koymakken, ne siyasal, ne ahlaki açıdan açıklanamaz, savunulumaz bu tavırlar sergileniyordu. TKP'den Kürt milliyetçi hareketine uzanan bu türden açıklama ve tahliller, reformizme dair, tarihin unutmayacağı tavırlar arasında yerini aldı.
Oligarşi, hapishanelerde operasyon yapıp F Tipi hapishaneleri açarken, ÖDP, bir ilçesindeki üyelerini, ölüm oruçlarını desteklediler diye partiden ihraç ediyordu. Tutsakların ateş topuna çevrilerek yakıldığı bir zamanda oluyordu bunlar. İki ayrı ruh hali, iki ayrı çizgi, iki ayrı tavır, her şeyiyle gözler önündeydi. Ülkeye, halka ve sınıf mücadelesine öylesine yabancılaşmışlardı ki, solun ortak bir ruh halinden söz etmek mümkün olamazdı zaten öyle bir dönemde.
Reformizm, sadece direnişte devrimcileri tek başına bırakmakla kalmayıp, bir de sorunu çarpıtarak devrimcileri suçlamaya soyunmakta, önce kurşunlar, bombalar altında, ardından tecrit işkencesi altında direnişi sürdüren devrimcilere burjuvazinin ağzıyla saldırmaktaydı.
İdeolojik olarak tam bir savrulma içindeydiler; daha doğrusu, zaten uzunca süredir yaşadıkları sağcılaşmayla iyice yerleşen burjuva ideolojisi açık hale gelmekteydi.
Bu ideoloji, en bariz ifadesini, reformizmin direnişçileri "Devletle örgütler arasında kalıp ölen insanlar" olarak değerlendirmesinde, yine burjuvaziyle aynı ağızdan devrimci örgütlere, liderlerine, direnişçilere "tarikat, mürit" edebiyatına başvurmalarında kendini göstermiştir. Artık burada sorun, reformizmin F Tipleriyle ilgili, direnişle ilgili demokratlık görevini yapıp yapmaması değil, ideolojik anlamda devrimcilere ve direnişe karşı geliştirdiği açık saldırganlıktı.
Burjuvaziden alınmış bu düşüncelerle, direniş çarpıtılmakta, reformizm, demokrasi mücadelesinden kaçışını perdelemek istemekteydi.
Direniş, reformizmin umduğu, tahmin ettiği gibi, bitmemiş, kırılmamış, şehitler vererek sürüyordu. Reformizm ise, demokratlığın asgari gereklerini bile yerine getirmekten, sıradan "duyarlı" bir insanın bile duyarlılığından uzak bir konumdaydı. Bu konumu mazur göstermek için solun tarihine utanç verici teoriler eklendi.
Reformizme yönelik eleştirilere, "Cepte keklik mi sandınız?" diye cevap verildi. "Direnişe başlarken bize mi sordular!" denildi. 19 Aralık'taki kaçkınlık, "farkımızı koyduk iyi oldu" diye meşrulaştırıldı. Kimileri direniş karşısındaki apolitik ve sorumsuz politikalarını aklamak için "biz aynı mahallelerden değiliz ki..." diye yazdılar.
Ve hepsini tarih de yazdı bunların. Bunlar, reformizmin 19 Aralık'taki görünümleriydiler.


19 Aralık'ı Mahkeme Salonlarında Sürdüren Yargı

Yazı dizimizi sonlandırırken, son olarak 19 Aralık'ta "Yargı"nın nerede olduğuna ve ne yaptığına bakalım. Oligarşinin asker, polis militarist güçleri 19 Aralık'ta, cumhuriyet tarihinin en büyük hapishaneler katliamını yaparken, sonrasında hükümetin, burjuva basın yayın organlarının psikolojik savaşıyla katliam aklanmaya çalışılmıştı. Ancak tüm yalanlara, sansüre rağmen 19-22 Aralık katliamını tamamen örtbas etmek mümkün olmayacaktı. Tüm baskılara rağmen hesap soranlar vardı, "diri diri yaktılar" diye haykıranlar vardı. Soruşturmalar yapılacak, davalar açılacaktı; bu kaçınılmazdı. O halde, 19 Aralık operasyonunda sıra şimdi, "bağımsız yargı"daydı.
Hapishaneler operasyonunun mahkemeler safhasında ilk başta göstermelik davalar açıldı. Ne var ki, "katilleri koruma ve kollama" daha baştan bu davaları da şekillendiriyordu.
Bir; dava açılanlar arasında 19-22 Aralık katliamında sorumlu, yönetici mevkide olan hemen hiç kimse yoktu. Davalar, esas olarak gardiyanlar ve jandarmalara açılmıştı.
İki; Katledilenler, işkenceden geçirilenler tutsaklar olmasına karşın, katliamcılarla birlikte devrimci tutsaklara da davalar açıldı.
Herşey, devletin resmi kurumlarının bilgisi, emirleri, onayı çerçevesinde olmasına rağmen, katliamı gerçekleştirilen birliklerin listeleri mahkemelere gönderilmemiş, savcılar, mahkeme heyetleri sık sık değiştirilmiş, adeta hukukla alay edilmiştir.
Sonuç: Yakılan kurşunlanan onlarca tutsağın ölümleri ile ilgili olarak bugüne kadar tek bir görevli hakkında ceza verilmiş değildir. Katliam açıkça belgelenmiş olmasına rağmen sonuç budur. Herşey aslında, dört duvar arkasında bile olsa, halkın gözü önünde olup bitmişti. Kendi yasaları nezdinde bile belgeler, tanıklar, adli tıp raporları, keşif heyetlerinin raporları, suçluları yeterince ortaya koymaktaydı. Fakat, yargı, katilleri cezalandırmak değil, aklanmalarını, bir biçimde kurtulmalarını sağlamak için elinden geleni yapmıştır. 19 Aralık'ta onlara düşen görev buydu ve bu görevi de -hukuku katletmek pahasına- yerine getirmiş oldular.
Yargının katliamı aklamak için üstlendiği görev çerçevesinde verdiği kararlar, açıkça; katillerin, kontrgerillacıların "öldürme ve katletme özgürlüğü"nün belgeleri olmuştur. Yargı, aleni bir katliamı hukuken pervasızca örtbas etmiştir. Tutsakları kimyasal silahlarla yakanları, kafa kol koparanları, göz çıkaranları pervasızca aklamıştır. Böyle bir durum ancak faşizmin hukukunun egemen olduğu ülkelerde olabilirdi. O ülkelerden birisi de işte Türkiye'dir. 19 Aralık davaları, bunu tescil etmiş ve etmektedir.
Faşizmin yargısı şimdilik katliamcıları aklasa da, zaman aşımıyla kurtarsa da, halkın bu adaletsizliği kabul etmesi mümkün değildir. Halkın vicdanı ve yargısı 19 Aralık katliamcılarının aklanmasına izin vermeyecektir. Halkın adaletinde zaman aşımı olmayacaktır.
- Bitti-


İslamcılar, AB'ciler, Vatanseverler!

"19 Aralık'ta kim neredeydi?" sorusunu cevaplarken, başka bir kaç kesime daha değinmek gerekir. Başlıkta sözünü ettiğimiz bu kesimlere yazı içinde özel bir yer vermedik; çünkü bunlar, 19-22 Aralık döneminde, herhangi bir tavırlarıyla gelişmeler üzerinde etkisi, müdahalesi ve mücadelesi olan kesimler değillerdi. Bunlar, esas olarak iktidara tabi olmuş, iktidarın devrimcilere karşı katliam ve tecrit politikalarının açıkça veya sessiz destekçisi olmuşlardır.
İslamcılar, güya, mevcut iktidara muhaliftiler. Güya, Genelkurmay politikalarına muhaliftiler. Güya AB'ye muhaliftiler. Fakat, anti-komünistlikleri tüm bunların önündeydi. Bu nedenle de oligarşinin, genelkurmayın, Avrupa ve Amerikan emperyalizminin Türkiye'deki "komünizme karşı", devrimcilere karşı bu vahşi saldırısına karşı çıkmayı düşünmediler bile. O kadar ki, göstermelik bir muhalefet bile yapmadılar 19-22 Aralık karşısında. (İslamcı camianın genelini yansıtmayan bazı grupların karşı çıkışı olsa da, bu düzen islamcılığının belirlediği bu genel tabloyu değiştirmemiştir.)
*
İnsan hakları savunuculuğunu kimseye bırakmayan AB'cilerin tavrı da, 19 Aralık Türkiyesi'ni gözlerimizin önünde canlandırmak için belirtilmesi gereken bir tavırdır. O gün ne insan hakları, ne demokrasi, ne işkenceye, infaz ve katliamlara karşı çıkmak yoktu AB'cilerin aklında. Ortada yoktular. Daha sonraki günlerde yaptıkları kimi açıklamalardan anlaşılacaktı ki, AB'nin de onayladığı bir hapishane sistemine karşı çıktıkları için devrimcilere yapılanları mübah ve kaçınılmaz görmüşlerdi. AB konusundaki politikalarını eleştirdikleri MHP ve DSP'nin 19 Aralık ve F Tipleri politikasını sonuna kadar destekliyorlardı. 19 Aralık, bu anlı şanlı "liberal demokrat"lara göre gerekliydi! Onların liberallikleri, demokratlıkları, diri diri yakmaya da, insan bulunan yere atılmaması gereken gaz bombalarının atılmasına da cevaz veren bir liberallik ve demokratlıktı. Onların savunduğu insan hakları da, 19 Aralıklardan "zarar" görmüyordu her nasılsa...
*
Ve bir de "vatanseverler" vardı. İkide bir Amerika'ya, Avrupa'ya karşı keskin demeçler veriyorlar, ülkemizin başına bütün kötülükleri bu güçlerin sardığını iddia ediyorlardı. Fakat, bu sahte vatanseverler de, söz konusu olan devrimcilerin katledilmesi ve tecrit altına alınması olunca, ABD'nin ve AB'nin tam desteği ve teşvikiyle, akıl hocalığıyla geliştirilen F Tiplerini, hücreleri desteklemekte, F Tiplerini açmak için yapılan 19 Aralık katliamına da onay vermekte sakınca görmediler. Devrimcilere karşı Amerikan ve Avrupa emperyalizmiyle aynı safta olmanın onlar için bir mahsuru yoktu ve onların "vatanseverlikleri de" işte böyle bir vatanseverlikti
    


Günün Diğer Haberleri: 2010-03-11
Dün Son Haberler: 2010-03-10


Son 5 haber

Haber Arşivi

Seçenekler

Yazdırılabilir sayfa  Yazdırılabilir sayfa

Bu haberi arkadaşına gönder  Bu haberi arkadaşına gönder


Haber Puanlama
Ortalama puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


İlgili bağlantılar

En çok okunan haber: Manset:


  

Makaleler yazarýn/yazarlarýn fikri mülkiyetidir, baþka her þey © 2005- 2009 by Mazlum YILDIRIM Dersim Haber Munzur Haber ROJAMUNZUR.COM



DM Theme by RojaMunzur.